İran’ın Yumuşak Gücü: Dil, Edebiyat ve Kültür قدرت نرم ایران: زب

 

II. Dünya Savaşı sonrası başta ABD olmak üzere birçok ülkenin iç ve dış politika aracı olarak gördüğü “Kamu Diplomasisi” ve stratejik etken olarak “Yumuşak Güç” kullanımı, 11 Eylül hadisesi ardından yeniden tüm dünyada önemle takip edilen ve her ülkenin kendince uygulamaya çalıştığı bir politik yaklaşım olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dünyanın önemli büyük medeniyet merkezlerinden biri olarak kabul edilen, birçok felsefi ekole ve dine ev sahipliği yapmış İran’ın da son yıllarda siyasi elitleri, politik aktörleri, toplumun seçkinleri ve hatta din adamlarının “Kamu Diplomasisi” ve stratejik faktör olarak “Yumuşak Güç” kullanımı üzerinde durduğunu görüyoruz.

İranlı elitler de dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi Kamu Diplomasisi ve Yumuşak Güç Kullanımını; başka halklar ve toplumlar üzerinde ülkelerinin çeşitli politikalarının etkili olması yönünde farklı araçları kullanarak ikna etme, iletişime geçme ve etkileme yöntemi olarak tanımlıyorlar. İranlı aydın ve siyasi elitler, başta Fars Dili ve Edebiyatı olmak üzere İran’ın kültürel mirasını, müziğini, İslam dini üzerinden geliştirdiği sui genesis siyasal ve toplumsal yorumunu ve hatta Şiilik okumalarını özellikle Ortadoğu ve yakın çevresi için birer Yumuşak Güç araçları olarak irdeliyorlar.

Doğal olarak İranlı elitler ve aydınlar arasında politik duruşlarına göre yumuşak güç araçlarının sınıflandırılması da değişim göstermektedir. Özellikle İranlı aydın ve elitlerin temelde İslami geleneği savunanlar, Milliyetçiler ve Sol görüşleri benimseyenler olarak üç kategoride yer aldıkları göz önünde bulundurulursa bu üç grubun, Fars Dili ve Edebiyatı, İran Kültürü, sinema ve müziğinin yumuşak güç araçları olması noktasında ortak görüşü paylaştıklarını söyleyebiliriz. Bu doğrultuda İran da iç ve dış politikalarında dil, edebiyat ve kültürünü yumuşak güç araçları haline getirmeye çalışmaktadır.

Safeviler döneminde Anadolu’dan Hindistan topraklarına kadar yayılan Fars Dili ve Edebiyatının etkinliğini önemli bir etki alanı olarak gören İranlı siyasi elitler, aynı zamanda İran’ı Ortadoğu ve hatta İslam dünyasının vazgeçilmez lider gücü olarak algılamaktadırlar.

Bu İranlı yeni nesil siyasi elitler, özellikle de bu yumuşak güç araçlarını kullanarak öncelikle İran’da yaşanan devrim sonrası ülkeden çıkan ve yurtdışında farklı ülkelerde yaşayan binlerce İranlıyı etkilemeyi amaçlamakta, sınırları dışında kendi kültürü, dili ve edebiyatıyla yakından ilgilenen ve övünen bir “Dış İranlı Nesil” oluşturarak, Kamu Diplomasisi’ni hareketlendirmek istemektedir. Tahran yönetiminin bu alandaki hedef kitlesini başta ABD olmak üzere Avrupa ülkelerinde yaşayan İranlılar oluşturmaktadır. Hatta Tahran yönetimi bu işi o kadar fazla önemsemektedir ki geçtiğimiz yıllarda bugün Türkiye’de kurulmaya çalışılan Dış Türkler Koordinatörlüğü benzeri yurtdışında yaşayan İranlıların işleriyle ilgilenecek bir kurum oluşturmuştur. Bu kurumun çalışmalarıyla ilgili olarak Tahran yönetimi tüm büyükelçiliklerini uyarmış ve bu alandaki çalışmaların önceliğine vurgu yapmıştır.

Yine İran’ın yumuşak güç araçları olarak dil, edebiyat ve kültürel ürünlerinin etkili olabileceğini düşündüğü ülkelerin başında Afganistan, Tacikistan, Türkiye, Hindistan ve Pakistan ile Kafkasya ülkeleri ve Orta Asya ülkeleri gelmektedir.

Günümüzde Hindistan’ın Afganistan’da kendi yerli sinema sektörü ve filmleriyle Batılı ülkelerden çok daha etkin olduğunu, hatta 1956 yılında ABD Dışişleri Bakanlığının desteğiyle Soğuk Savaş döneminde dünya turnesine çıkan caz gruplarının başarılarını, L. Amstrong ve D. Ellington gibi Amerikalı müzisyenlerin Washington’un kamu diplomasisine önemli katkılarını, Alliance Française’nin Fransız dış politikasındaki yerini gören İranlı yeni nesil siyasi elitler, İran müziği ve sinemasıyla öncelikle aynı dilin konuşulduğu birçok alanda ciddi zorluklar yaşayan Afganistan ve Tacikistan’da etkin olma çabası içine girmişlerdir. Ayrıca son dönemde Tahran yönetiminin siyasal ve ekonomik ilişkilerinin geliştiği Latin Amerika ve Afrika ülkeleri de İran’ın yumuşak güç araçları olarak kullandığı kültür ürünlerinin hedefi haline gelmiştir.

İran bu ülkelerde öyle önemli başarılar elde etmiştir ki Tahran yönetiminin bu başarıları ABD’li uzmanların dikkati çekmiş ve uzmanlar Washington yönetimini uyaran ve bu bölgelerdeki yaklaşan tehditlerin önemsenmesi gerektiğine dair raporlar hazırlamışlardır.[1]

İran Kamu Diplomasisi, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde yakaladığı başarıyı Orta Asya ve Kafkasya bölgelerinde yakalayamamıştır.

Yine başlangıcında Türkiye için 80’li yılların İslamcıları, Aleviler ve Kürtler üzerinden yumuşak güç kullanmaya çalışan İran, 80’li yılların İslamcılarının zayıf paradigmaları, Kürtlerin mezhebi taassubu ve Alevilerin ciddi anlamda dönüşen dini algıları ve seküler duruşları karşısında çok yol alamamış ve taktik değişikliklere gitmiştir. Elbette İran’ın taktiksel değişikliklerini etkileyen birçok faktör söz konusudur. Bu anlamda İran’ın Türkiye karşısında değişen kamu diplomasisinin aynı zamanda Tahran yönetiminin dış politikada teo-politik faktörleri öncelikli politikalar olarak kullanmaktan vazgeçmeye başladığı döneme de denk geldiği unutulmamalıdır. Tahran yönetimi bu dönemde Türkiye ile ilgili kamu diplomasisinin hareket alanı olarak İran Kültür Merkezleri’ni seçmiş ve iki ülke arasında kültür antlaşmalarından yola çıkarak, bu kültür merkezlerinin işlevleriyle ilgili yeni açılımlara yönelmiştir. Medya alanında da harekete geçen İran, yayın yapan Türkçe radyosuna Sahar TV üzerinden yayın yapan bir Türkçe televizyon kanalı eklese de özerk çalışma disiplini elde edemeyen bu televizyon kanalının çok başarılı olamadığı görülmüştür.[2]

Bugün İran’ın tarihi, kültürel ve edebi mirasının şaheserlerle dolu olduğunu tüm araştırmacılar kabul etmektedir. İran’ın barındırdığı dili, edebiyatı ve kültür ürünlerinin aynı zamanda bölgenin medeniyet ve kültür coğrafyasının en derin okyanuslarını içerdiği herkesçe bilinmektedir. Ama İran’ın ideo-politik tutumlarının bu yumuşak güç araçlarına giydirilen ambalaja yaptığı etki, aslında bu araçların barındırdığı derinliği sığ hale getirmekte ve Tahran yönetiminin kamu diplomasisi, medeniyet ve kültür kodları kendine yakın bölgelerde başarılı olamamaktadır.

Sonuç olarak; Anadolu’da köklerimizin özellikle Selçuklular döneminde Farsça’yı resmi dil olarak kullandığını, Osmanlı döneminde gelişen edebiyatın temellerinin Fars kültürü ve edebiyatına bir çeşit nazire olduğunu, birçok Osmanlı padişahının Farsça şiir divanları bulunduğunu, Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar Farsça’nın yabancı dil olarak görülmeden hemen hemen herkesin bildiği bir dil olduğunu ve bugün Türkiye’de siyasal sistemin değişim sürecinde köklerini Osmanlının son dönemlerinde aradığını ve Türkiye’nin Ortadoğu’ya ilgisinin arttığını düşününce, İran’ın yumuşak güç aracı olarak Fars Dili ve Edebiyatının Türkiye üzerinde derin etkileri olabileceği kolaylıkla tahmin edilebilir. Ama İran’ın Türkiye konusunda kamu diplomasisi bu alanda etkili olamamıştır. Yaşanan etkisizliğin temelinde de Tahran yönetiminin ideo-politik tutumları[3] ve pazarlamaya çalıştığı ürünlerin kötü ambalajı ve imajı yatmaktadır. Ayrıca bir de İranlı siyasi elitlerin Türkiye konusunda yanlış bilgileri bu başarısızlıkların yaşanmasında oldukça etkili olmaktadır.[4]


[1] http://www.michaelrubin.org/7633/iran-2025

[2] Türkiye’de bugün kurulması gündemde olan ve Farsça yayın yapacak televizyon kanalının İran halkının Türk dizileri, filmleri ve şov programlarına olan ilgisi göz önüne alınırsa çok daha başarılı olacağı tahmin edilebilir.

[3] Burada ideo-politik tutumlardan kastedilen, İranlı siyasi elitlerin Türkiye hakkında temel görüş farklılıklarıdır.

[4] Örnek olarak İran’da rejimin etkin bir gücü ve iç-dış politikada önemli bir aktörü olan Besic (Devrim Gönüllüleri) Milis Gücü komutanlarından Muhammed Ferhadi, hazırladığı “İslam Cumhuriyetinin Yumuşak Gücü” adlı makalesinde, Fars Dili ve Edebiyatını önemli bir yumuşak güç aracı olarak tanımlarken, bu yumuşak güç kullanımında öne çıkan bölgelere değinmekte ve Türkiye’nin bazı bölgelerinde hala Farsça konuşulduğunu ileri sürmektedir. Makalede yer alan bu tür bilgi yanlışlarını çok farklı alanlarda da görmek mümkündür.

KAYNAK  : Stratejik Düşünce Dergisi Ekim 2010 sayısı, Sayfa 65-67

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !